İSPANYA Basını – 23.11.2009
El Publico: “Van Rompuy, Türkiye Hakkında Şahsi Görüşünü Değil, Konseyin Görüşünü İfade Edecek” “Belçikalı Herman Van Rompuy’un Avrupa Birliği Başkanı olarak atanması, başlangıçta Türkiye’nin yakın bir gelecekte AB’nin bir parçasını oluşturması yönündeki seçeneklere kapının kapatılması anlamına geliyordu. Cizvit eğitimi alan ve ‘Hristiyanlık, modern bir düşünce’ gibi kitapların yazarı olan Van Rompuy, Ankara’nın iki ana muhalifi, Angela Merkel ve Nicolas Sarkozy tarafından teşvik gördü. Bununla birlikte Başkan olarak yaptığı ilk konuşmasında Van Rompuy, Türkiye konusunda şahsi görüşünün önemli olmadığına ve sadece Konseyin görüşünü ifade edeceğine açıklık getirdi. Rompuy, 2004′te, ‘Türkiye’nin Avrupa’nın herhangi bir parçasını oluşturmayacağını’ vurguladığı oldukça tartışmalı bazı açıklamalar yapmıştı. AB’nin en tutucu kesimleri uzun zamandır, Avrupa’nın Hristiyan köklerinin tanınmasını istiyorlar ve şimdi Hristiyan Demokrat Partinin üyesi olan Belçikalı lider kendilerini temsil edecek. Merkel ve Sarkozy, Hristiyanlık konusunda her zaman aynı çizgiyi takip etmiyorlar, ancak söz konusu Türkiye’nin katılımıysa her zaman karşı oldular. Daha iki hafta önce Alman Şansölye, Berlin’deki Hristiyan Demokrat Birlik Partisi’nin (CDU) gençlik kolu olan ‘Genç Birlik’ tarafından düzenlenen toplantıdaki konuşmasında, AB’yi Doğu’ya doğru genişletmenin bir anlamı olmadığını söylemiş, ancak Ankara ile güçlü bir stratejik müttefikliğin taraftarı olduğunu belirtmişti. Sarkozy ve Merkel, Van Rompuy’un seçilmesini en fazla teşvik eden kişiler ve bundan da anlaşılıyor ki Belçikalı Başkan, son açıklamasıyla konuya açıklık getirmiş görünse de Türkiye konusunda bu iki siyasiyle hemfikir. Diğer yandan Sorkozy, bu ay Bild am Sonntag gazetesine, ‘İyi organize olmuş bir Avrupa’ya ihtiyacımız var. Bu da sınırsız bir şekilde genişleyemeyeceğimiz anlamına geliyor. Türkiye’ye sözler vermeye devam etmemeliyiz.’ demişti. Berlin için Türkiye’ye doğru açılım, stratejik bir sorun. Almanya, çok sayıda Türk kökenli vatandaşa sahip ve Ankara’nın katılımı, kendileri için hatırı sayılır miktarda mülteci akını anlamına gelebilir.(…)”