AVUSTURYA Basını – 20.11.2009


Profil: “Komşular Kendi Aralarında…”“Brüksel yerine Tahran, Paris yerine Şam, Berlin yerine Erivan: Üst düzey Türk siyasetçileri bu aralar devlet ziyaretleri gerçekleştirirken, Avrupa’nın büyük metropollerini tercih etmiyorlar. Ziyaret rotaları, birkaç istisna hariç, kuzeydoğuyu ve güneydoğuyu gösteriyor. (…)Batı, Türkiye’nin meydan okuyan iyi komşuluk ilişkileri gayretine şüpheyle yaklaşıyor; sırf şimdiye kadar mevcut olan İsrail dostluğunu zayıflattığı için değil. Temel bir yön değiştirme şüphesi daha büyük bir kaygı yaratıyor. New York Times gazetesi kısa bir süre önce, ‘Bu büyük, Müslüman ve laik ülke, yüzünü Batı yerine Doğu’ya mı dönecek?’ diye sormuş ve birçok Avrupa ülkesinin aday ülke Türkiye’ye karşı olan reddedici tavrının, NATO üyesi olan bu ülkenin ‘AB onu reddetmeden, onun AB’yi reddetmesine’ yol açacağı görüşünü öne sürmüştü. Ve gerçekten de: Türkiye devletinin zirvesi en azından sözlü olarak ‘mızrağı tersine çeviriyor’. Gül geçen hafta Bratislava’da ‘Tam üyelik dışında hiçbir statüyü kabul etmeyiz’ demişti. Cumhurbaşkanı hoş geçmeyen Paris ziyareti esnasında Le Monde gazetesine verdiği demeçtei, ‘Belki Türkler ilerde Avrupa’yı istemeyebilir, belki Norveç’in seçtiği yolu tercih ederler.’ şeklinde açıklamada bulunmuştu.(…)AB’de Türkiye’nin ekonomik başarılarının yeterince bilinmediği söyleniyor.(…) Nail Alkan, Gazi Üniversitesinde siyaset bilimci ve yeni kurulan, hükümete yakın Stratejik Düşünce Enstitüsü üyesi: ‘Türkiye çoktan bölgesel güç oldu. Enerji sağlaması söz konusu olunca AB’nin bize ihtiyacı var, bizim onlara değil. Bunu Brüksel’dekiler de biliyor olmalı.’ dedi. AB’nin çifte standart uyguladığını belirten Aklan sözlerini şöyle sürdürdü: ‘Biz 50 yıldır üyelik için bekliyoruz. AB bizden tüm sorunlarımızı üye olmadan çok önce halletmemizi isterken, Romanya ve Bulgaristan’a sorunlarını üye olduktan sonra çözme izni verdi.’ Türkiye’nin artık komşularıyla daha iyi ilişkiler içinde olması iki anlama gelebilir: Bir taraftan AB’ye, ona hiç de muhtaç olmadığı ikazını yapmak, diğer yandan bu üyeliğin şartlarını yerine getirmek için çaba sarf ettiğini göstermek. Kısacası, kendisinin ‘kazan-kazan’ durumunda olduğunu göstermek.(…)Kısa bir süre öncesine kadar Türkiye’nin Avusturya Büyükelçisi olan ve şimdi Dışişleri Bakanlığında Avrupa’dan sorumlu Müsteşar Yardımcısı olan Selim Yenel, ‘Tabii tüm bu sinyaller Türkiye’de kaygıyla izleniyor. AB’nin enerji konusunda Türkiye’ye ihtiyacı olmasına rağmen biz yine de söz sahibi olmayacak mıyız?’ diyor. Türkler aynı zamanda bölgesel sempati toplama hamlelerini Avrupa’ya sırt çevirme olarak göstermemeye gayret ediyorlar. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik,Türkiye’nin Batı yanlısı çizgiden vazgeçeceği iddiasını reddediyor. Avrupa Gazeteciler Birliği (AEJ) üyeleri ile yaptığı görüşmede, ‘Komşu ülkelerle iyi ilişkiler tesis etme çabamız, AB üyeliği hedefimizde bir şey değiştirmiyor.’ dedi. Selim Yenel de ‘Komşu ülkelerle ve Rusya ile ilişkiler, Türkiye’nin AB üyeliğine alternatif olarak görülmemeli’ şeklinde açıklama yaptı. Ama yinede aba altından sopa gösteriliyor. Bu durum da bazı Avrupa siyasetçilerini düşündürüyor. Görevinden ayrılacak olan Alman AB Komiseri Günter Verheugen, Başbakan Angela Merkel’in aksine, tartışmalı adayın daha çabuk üye olması taraftarı olduğunu açıkladı. SPD’li politikacı, ‘Türkiye’nin bize ihtiyacı olduğundan çok, bizim Türkiye’ye ihtiyacımız var. Türkiye şayet Avrupa çizgisinden uzaklaşırsa, bu hiç almamamız gereken çok çok büyük bir risk oluşturur.’ dedi.”

Der Standard: “Erdoğan’ın Çalışkanlar ve Dindarlar Şehri” “(…)Burada maaşlar Türkiye’nin batı sahilindeki gibi, yaklaşık 700 avro civarında. İşsizlik, sadece Güneydoğu bölgesinden gelen göç akını durmadığı için var. Gaziantep’in nüfusu 2000 yılından bu yana yüzde 30 artmış, şehre göç edenlerin çoğu Muş, Bingöl ve Urfa’dan geliyor. Hedefe odaklananların şehrinde yaşayanların çoğu, çoktan yönetici sınıfa dâhil olmuş. Örneğin Cengiz Şimşek, 70 bin kişinin çalıştığı sanayi bölgesinin şefi. İş adamı, ‘Avusturyalılar Türkiye’nin AB üyeliğine neden bu kadar karşı?’ diye merakla soruyor. ‘AB bundan ancak kazançlı çıkar. Fakat Türkiye için üyelik o kadar önemli değil. Biz Avrupa standardı, eğitim ve teknoloji istiyoruz.’”

Salzburger Nachrichten: “Avrupa’ya Giden İpek Yolu” “(…)Bulunduğumuz yer, Türkiye’nin doğusu; daha doğrusu dağlık Kürt bölgesinde ve tarihi İpek Yolu üzerinde bulunan ve Suriye sınırından birkaç kilometre uzaklıktaki Gaziantep. Şehrin eski tarihi, üç üniversitesi ve en önemlisi 70.000 kişinin ekmek parası kazandığı, yeşeren bir sanayi bölgesi var. Şehrin nüfusu son yıllarda adeta patlama yaptı ve 1,6 milyona ulaştı. Artış devam ediyor. Burada ticaret ve ekonomiyle uğraşanların umudu AB. Belediye Başkanı Asım Güzelbey, ‘Biz Avrupa’nın bir parçasıyız.’ diyor. Avrupa bu konuda farklı düşünüyor. Avrupa kapılarını zorlayan Türk elitleri, Avrupa’nın Türkiye’nin yakınlaşma çabalarına çekimser kalmasına güceniyorlar. Almanya’da büyüyen ve şimdi Ankara’da Stratejik Düşünce Enstitüsü isimli lobi örgütünde çalışan siyaset bilimcisi Mehmet Emin Çağıran, kızgınlığını, ‘Türkiye bekliyor, bekliyor ve bekliyor’ şeklinde ifade ediyor. Belirgin eksiklikleri olmasına rağmen Romanya ve Bulgaristan gibi ülkeler üye olurken AB Türkiye’den, üyeliği aklından geçirebilmesi için dahi, tüm sorunlarını çözmesini istiyor. ‘Bu, haksızlık’ diyor Çağıran. Meslektaşı Profesör Haydar Çakmak ise Türkiye’nin neden birçok AB ülkesinde kötü bir imaja sahip olduğunu şöyle açıklıyor: ‘Avrupa Türkiye’yi, Avrupa’da yaşayan Türkleri esas alarak değerlendiriyor, fakat resmin tamamı bu değil.’ Avrupalıların Türkler hakkında düşündüklerini gerçekten de göçmenler belirliyor. Bunların çoğu Anadolu’nun kırsalından gelmiş, düşük eğitimli ve eski gelenek ve göreneklere bağlı insanlar. Fakat bu Türkiye’nin tamamı değil. İstanbul ve Ankara’daki büyük alışveriş merkezleri ve iş merkezleri de bu resme dahil. Başörtülü kadınların sayısı, Türkiye’nin bazı yerlerinde, Batı Avrupa’da yabancıların oturduğu bölgelerden daha az. Türkiye, dünyanın en büyük 15. ekonomisi ve Avrupa’nın en genç nüfusuna sahip. Ayrıca Türkiye, her adımda Avrupa’da misafir işçi çocuğu olarak yetişmiş, Avrupa’da sosyalleşmiş ve geri dönmüş elitlere rastlanan bir ülke: Viyana’nın Döbling bölgesinde liseyi okumuş bir şirket danışmanı bayan, Almanya’da doktor olarak çalışmış bir belediye başkanı, Berlin’de doğmuş bir turist rehberi ve Alman geçmişini unutmamış bir bayan şef sekreter. Bunların hepsi ülkelerini Avrupa’ya taşımak istiyor ve hepsi Avrupa tarafından yalnız bırakıldığını düşünüyor. Özellikle Avusturya tarafından. Bizim ülkemizin, Türkiye’nin AB’ye yakınlaşmasının en sert frenleyicilerinden biri olduğunu ve Türk düşmanlığının Avusturya seçim kampanyalarının ana unsurunu teşkil ettiğini, burada herkes gayet iyi biliyor. Türkiye’yi ziyaret eden bir Avusturyalının ülkeye girişteki ilk izlenimi olumlu değil: Avusturyalı ziyaretçi, havaalanında gişenin arkasında bekleyen nezaketsiz bir bayana, pasaportuna yapıştırılan ve adına vize denen şey için 15 avro ödemek zorunda. Türk işadamlarıyla konuştuğumuzda, bunun Türk hükümetinin birmisillemesi olduğunu öğreniyoruz. Avrupa’da iş yapmak isteyen Türk şirketlerine hizmet veren UDAS isimli danışmanlık ajansının yetkilisi, ‘Avusturya, Türk vatandaşlarına vize verilmesi konusunda büyük zorluklar çıkaran ülkelerden biri.’ şeklinde yakınıyor. Türk iş adamları, Avusturya makamlarının şirket hesabı ve ödeme kabiliyeti konusunda çok ayrıntılı bilgi istemelerini eziyet olarak algılıyorlar ve bunun sadece Türk ekonomisine değil, Avusturya ekonomisine de zarar verdiğini düşünüyorlar. O halde Türkiye hemen AB’ye girsin mi? Edindiğimiz izlenim çelişkili. Bugünlerde Türk gazeteleri şu haberlerle dolu: Üst düzey askerlerin hükümeti devirme komplosu, 18 ay hapis cezasına çarptırılan Kürt milletvekili, bir araştırmanın sonuçlarına göre Türk kadınlarının yüzde 25′nin kocaları tarafından dövülmelerini doğru bulmaları. AB olgunluğu bundan daha farklı bir şey. Ve Kürtler? Konuştuğumuz Batı taraftarı üst düzey kişilerin Türkiye’de azınlık bulunmadığını kanıtlamaya harcadıkları enerji, aklımızı karıştırıyor. Dolayısıyla azınlık hakları da doğmazmış. Ya Kürtler? Soru soran Avusturyalı gazetecilere, onların da Türk olduğu hükmü iletiliyor.(…)Ama bir Avrupa metropolünden farkı olmayan İstanbul’un işlek caddelerinde yürüyen birinde şu izlenim oluşuyor: Bu ülkenin birçok bölgesi, Avrupa’nın birçok bölgesinden daha Avrupalı.”

Okur yorumları

No Comments

Add a Comment

Name *

Mail *

Website